top of page

Ermeni Aşuğ Edebiyatı Üzerine

Yazarın fotoğrafı: Oral ToğaOral Toğa

Daha henüz lisans öğrencisiyken Fuad Köprülü'nün bir eserinde Aşuğ edebiyatından ve geleneğinden bahsettiğini görmüş, konu oldukça ilginç gelmişti. O dönemde imparatorluğun kültürel mirasının izlerini sürmek adına Yunanca, Arnavutça, Sırpça yazılan beyitleri ve gazelleri inceliyordum. Bu konuların hemen hepsinin yeterince çalışılmamış olduğunu görmüş, en azından bir makale yazmak istemiştim. Bu kültürel miras konusuna değinen bir yüksek lisans tezi yazıp yazamayacağımı merak etmiştim. O dönemki bölüm başkanım "boş işler bunlar. Bunlardan yüksek lisans tezi falan olmaz" deyip kesip atmıştı. Ancak yine de bana ilginç geldiğinden konuların üstüne gitmiş bir dosya çalışması yapmıştım. Ne var ki branş değiştirdiğimden hiçbir zaman akademik olarak bu konulara layıkıyla eğilecek vaktim olmadı. Yine de bu blog yazısında kökünü Türk Aşık Edebiyatından ve ozanlardan alan Ermeni Aşuğ (Aşık) edebiyatına değinmek ve bir şeyler karalamak istedim.


Ashughakan grakanutyun (Աշուղական գրականություն), yani Aşuğ edebiyatı, Ermeni kültüründe önemli bir yere sahip olan sözlü ve yazılı edebiyat geleneğidir. Bu gelenek 16. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar uzanan bir zaman dilimini kapsar. "Aşuğ" (աշուղ) sözcüğü adından da anlaşılacağı üzere Türkçedeki "aşık" sözcüğüdür ve etimolojik olarak Arapçadır. Özellikle Azerbaycan coğrafyasındaki Türk halk ozanları ve aşık edebiyatından köken alan bu gelenek 16 ila 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Ermenice'de "gusan" (գուսան) olarak da bilinen bu sanatçılar, zamanla halk ozanlarını ve gezgin şairleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Ashughner (աշուղներ), yani aşuğlar, genellikle saz (սազ) veya başka bir çalgı eşliğinde şiirlerini söyleyen, hikayeler anlatan ve halk arasında gezen sanatçılardır.


Aşuğ geleneğinin tarihsel gelişimi ile Ermeni kültürünün geçirdiği değişimlerle iç içedir. Bu gelenek, 16. yüzyılda şekillenmeye başlamış ve 18. yüzyılda altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde Sayat-Nova (Սայաթ-Նովա) gibi ünlü aşuğlar ortaya çıkmış ve Ermeni edebiyatına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Aşuğlar, genellikle dini eğitim almış, birden fazla dil bilen ve geniş bir coğrafyada seyahat eden kişilerdi. Bu özellikleri, onların farklı kültürlerden etkilenmelerine ve eserlerinde bu etkileri yansıtmalarına olanak sağlamıştır. Ashughakan yerger (աշուղական երգեր), yani aşuğ şiirleri, genellikle ser (սեր - aşk), bnutyun (բնություն - doğa), sotsialakan ardarutyun (սոցիալական արդարություն - sosyal adalet) ve kronakan temaner (կրոնական թեմաներ - dini temalar) üzerine yoğunlaşır. Bu şiirler, zhoghovrdakan lezu (ժողովրդական լեզու - halk dili) ile yazılmış olmaları ve günlük yaşamdan kesitler sunmaları nedeniyle geniş kitlelere hitap etmiştir. Ashughneri eserleri, zaman içinde yazıya geçirilmiş ve Ermeni edebiyatının önemli bir parçası haline gelmiştir.


Şairler eserlerini genellikle zhoghovrdakan hayeren (ժողովրդական հայերեն - halk Ermenicesi) veya mijin hayeren (միջին հայերեն - orta Ermenice) olarak bilinen dil varyantlarında oluştururlardı. Bu dil seçimi, onların eserlerinin geniş halk kitleleri tarafından anlaşılmasını ve benimsenmesini sağlardı. Ancak bazı şairler krapar (գրաբար) denilen klasik Ermeniceyi kullanarak da eserler vermişlerdir. Bu durum onların hem halk kültürüne hem de yüksek edebiyata olan hakimiyetlerini göstermekteydi. Aşuğ edebiyatının çok dilli yapısı da dikkat çekicidir. Örneğin, ünlü ashugh Sayat-Nova yukarıda da değinildiği üzere Ermenice'nin yanı sıra Gürcüce, Azerbaycan Türkçesi ve Farsça da şiirler yazmıştır. Aşuğ geleneğindeki bu çok dillilik, coğrafyada o yüzyılarda hüküm süren kültürlerarası etkileşimini gösteren en net örnek durumundadır.


20. yüzyıla gelindiğinde, modernleşme ve kentleşme gibi faktörler aşuğ geleneğini de etkilemiştir. Buna rağmen bu gelenek tamamen yok olmamış, aksine yeni formlar ve ifade biçimleri kazanarak varlığını sürdürmüştür. Günümüzde bu gelenek Ermeni kültürel mirasının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. Birçok araştırmacı ve sanatçı, bu geleneği incelemekte ve modern yorumlarını yapmaktadır. Bugün Ermenistan'da birçok tiyatro ve müzik eseri bu gelenekten beselenerek üretilmektedir. Ayrıca bu gelenek, UNESCO tarafından "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi"ne dahil edilmiş durumdadır.


Aşuğ Edebiyatının Özellikleri

Kökünü Türk Aşık Edebiyatından alan Aşuğ edebiyatı, kendine has bir dizi özelliğe de sahiptir. Türk Aşık Edebiyatının Anadolu kısmından öte Kafkasya ve Azerbaycan tarafına benzerlik gösterir. Buna göre Aşuğ edebiyatının en belirgin özelliği, sözlü gelenek ile yazılı kültür arasında bir köprü görevi görmesidir. Aşuğlar, şiirlerini genellikle sözlü olarak icra ederken, bu eserler zamanla yazıya geçirilmiş ve böylece hem sözlü hem de yazılı edebiyatın özelliklerini taşır hale gelmiştir. Bu durum, Aşuğ edebiyatının dinamik ve esnek bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır. Ayrıca, bu özellik sayesinde Aşuğ şiirleri, halk arasında yaygın bir şekilde dolaşım imkanı bulmuş ve nesilden nesile aktarılabilmiştir. Bu aktarım süreci, Aşuğ edebiyatının canlılığını korumasına ve sürekli olarak yenilenmesine olanak tanımıştır.


Aşuğ edebiyatının ikinci önemli özelliği, çok dilli ve kültürlerarası bir yapıya sahip olmasıdır. Aşuğlar, genellikle birden fazla dilde eser verebilen sanatçılardır. Ermenilerin en büyük sanatçıları Ermenicenin yanı sıra Türkçe, Farsça ve Gürcüce de eserler vermişlerdir. Üçüncü olarak, Aşuğ edebiyatı, Türk aşık edebiyatıyla paralel olarak belirli tematik ve biçimsel özelliklere sahiptir. Aşuğ şiirleri de genellikle aşk, doğa, sosyal adalet, din ve felsefe gibi temaları işler. Bu temalar, gündelik yaşamdan alınan motiflerle harmanlanarak işlenir.


Biçimsel olarak da Ermeni Aşuğ şiir geleneği, Türk Aşık Edebiyatıyla önemli ortak özellikler taşımaktadır. Bu gelenek içerisinde, "koşma" olarak bilinen dörtlük formu (Ermenice: կատրին - katrin) yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bununla birlikte, "muhammes" adı verilen beşli bentler (Ermenice: հինգյակ - hingyak) de Ermeni Aşuğ şiirlerinde sıkça karşımıza çıkan bir diğer önemli formdur. Bu şiirler genellikle kemençe, tar veya saz eşliğinde icra edilir ve bu müzikal yapı, şiirlerin kolayca ezberlenip aktarılmasına olanak sağlar.


Aşağıdaki örnekte görüldüğü üzere Ermeni müziğinde bağlama görülse de Aşuğ geleneğinde Türk Aşık Edebiyatından farklı bir yapı söz konusudur. Daha çok klasik kemençe ve tar gibi aletler kullanılmaktadır.


Ermeni Aşuğ geleneğinin bu özellikleri, onu bölgedeki diğer sözlü şiir gelenekleriyle yakından ilişkilendirir. Şiirlerin biçimsel yapısı, onların müzikal bir karaktere sahip olmasını sağlarken, aynı zamanda halk arasında hızla yayılmalarına da katkıda bulunur. Aşuğların toplumsal rolü, sadece sanatsal bir ifade biçimi sunmakla kalmaz, aynı zamanda kültürel değerlerin ve tarihi olayların nesilden nesile aktarılmasında da önemli bir işlev görür. Ermeni Aşuğ şiirlerindeki dil kullanımı, genellikle halkın anlayabileceği sadelikte olmakla birlikte, yer yer karmaşık edebi sanatlara da başvurulur. Bu gelenek, Ermeni edebiyatının önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmekte ve günümüzde de modern yorumlarla yeniden canlandırılmaktadır. Sonuç olarak, Ermeni Aşuğ şiir geleneği, hem biçimsel özellikleri hem de içerik bakımından zengin bir kültürel mirasın temsilcisi olarak kabul edilmektedir.

Bir aşuğ tasviri


Yine Türk Aşık Edebiyatı geleneğiyle paralel bir şekilde Aşuğ edebiyatının performatif yönü ön plana çıkmaktadır. Aşuğlar, şiirlerini genellikle saz eşliğinde ve belirli bir melodi ile icra ederler. Bu performans, sadece sözlü bir anlatım değil, aynı zamanda müzikal ve teatral öğeleri de içeren bütüncül bir sanat gösterisidir. Aşuğ performansları genellikle doğaçlama unsurlar içerir ve izleyici ile etkileşimi önemser. Bu performanslar sırasında Aşuğlar, ses tonlarını, mimiklerini ve beden dillerini kullanarak şiirlerinin etkisini artırırlar. Ayrıca Aşuğlar arasında yapılan atışmalar da bu performatif özelliğin önemli bir parçasıdır. Bu atışmalarda Aşuğlar, doğaçlama yeteneklerini, bilgi birikimlerini ve söz ustalıklarını sergilerler. Bu performatif özellik, Aşuğ edebiyatının canlı ve dinamik bir gelenek olarak varlığını sürdürmesinde önemli bir rol oynamıştır.


Aşık Edebiyatı ile Aşuğ Edebiyatı Arasındaki Benzerlikler ve Farklılıklar

Her iki gelenekte de ozanların gezgin bir yaşam tarzı benimsedikleri bilinmektedir. Bu gezgin yaşam tarzı, ozanların farklı bölgeleri dolaşarak kültürel alışverişi sağlamalarına ve eserlerini geniş kitlelere ulaştırmalarına olanak tanımıştır. Örneğin, 18. yüzyılın ünlü Ermeni Aşuğu Sayat-Nova, Tiflis, Telavi ve Erivan gibi şehirleri dolaşarak eserlerini icra etmiştir. Benzer şekilde, Türk Aşık geleneğinde de Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi ozanlar Anadolu'yu dolaşarak şiirlerini söylemişlerdir. Her iki gelenekte de ozanlar, saz veya benzeri bir çalgı eşliğinde şiirlerini söylerler. Ermeni Aşuğlar genellikle "klasik kemençe" veya "tar" adı verilen çalgıları kullanırken, Türk Aşıklar çoğunlukla "bağlama" veya "saz" kullanırlar. Bu performans şekli, her iki kültürde de sözlü geleneğin önemli bir parçasıdır ve müzik ile şiirin birleştiği özgün bir sanat formu ortaya çıkarmıştır.


Tematik açıdan bakıldığında, hem Ermeni Aşuğ hem de Türk Aşık geleneklerinde benzer konuların işlendiği görülür. Aşk, doğa, sosyal adalet ve dini temalar her iki gelenekte de yaygın olarak kullanılır. Örneğin Ermeni Aşuğ Nahapet Kuçak'ın (16. yüzyıl) aşk temalı şiirleri ile Türk Aşık Emrah'ın (19. yüzyıl) aşk şiirleri arasında tematik benzerlikler bulunmaktadır. Her iki gelenekte de doğa, genellikle insan duygularının yansıtıldığı bir metafor olarak kullanılır. Sosyal adalet teması hem Ermeni hem de Türk ozanların sıkça ele aldığı bir konudur. Örneğin Ermeni Aşuğ Ğazaros Ağayan'ın (19. yüzyıl) toplumsal eşitsizliği eleştiren şiirleri ile Türk Aşık Mahzuni Şerif'in (20. yüzyıl) sosyal adaletsizliği konu alan eserleri arasında paralellikler kurulabilir. Dini temalar da her iki gelenekte önemli bir yer tutar, ancak Ermeni Aşuğ geleneğinde Hıristiyanlık, Türk Aşık geleneğinde ise İslam inancı ön plandadır. Bu tematik benzerlikler, iki geleneğin ortak kültürel ve coğrafi bağlamını yansıtmakla birlikte, her birinin kendi dini ve kültürel özelliklerini de koruduğunu gösterir.


Biçimsel açıdan da Ermeni Aşuğ ve Türk Aşık gelenekleri arasında önemli benzerlikler mevcuttur. Her iki gelenekte de benzer nazım biçimleri kullanılır. Örneğin, koşma ve destan gibi formlar her iki gelenekte de yaygındır. Koşma, genellikle 11 heceli ve dörtlüklerden oluşan bir nazım biçimidir ve hem Ermeni hem de Türk ozanlar tarafından sıkça kullanılır. Destan ise daha uzun ve genellikle tarihi veya efsanevi olayları anlatan bir formdur. Ermeni Aşuğ geleneğinde "dasdan" olarak bilinen bu form, Türk Aşık geleneğindeki destanlarla oldukça benzerlikler gösterir. Ayrıca her iki gelenekte de "atışma" veya "deyişme" olarak bilinen, ozanların karşılıklı olarak doğaçlama şiir söyleme yarışmaları bulunur. Bu performatif özellik, her iki geleneğin de canlı ve interaktif doğasını gösterir. Ermeni Aşuğ geleneğinde bu tür yarışmalara "ashughakan mergaran" adı verilirken, Türk Aşık geleneğinde "atışma" veya "karşıberi" terimleri kullanılır. Bu tür performanslar, ozanların hem şiirsel yeteneklerini hem de genel bilgi birikimlerini sergilemelerine olanak tanır ve her iki kültürde de büyük ilgi görür.


Ancak bu iki gelenek arasında bazı önemli farklılıklar da mevcuttur. Ermeni Aşuğ geleneğinde çok dillilik daha yaygındır. Ermeni Aşuğlar genellikle Ermenice'nin yanı sıra Türkçe, Farsça, Gürcüce gibi dillerde de eserler verirken Türk Aşık geleneğinde çok dillilik daha az görülür. Bu çok dillilik, Ermeni Aşuğların farklı kültürler arasında bir köprü görevi görmesini sağlamıştır. Türk Aşık geleneğinde ise ozanlar genellikle Türkçe'nin farklı lehçelerini kullanmakla birlikte, diğer dillerde eser verme pratiği daha az yaygındır. Bu durum Ermeni toplumunun tarihsel olarak çeşitli imparatorlukların yönetimi altında yaşamasıyla ilişkilendirilebilir.


Diğer bir önemli fark, iki geleneğin tarihsel gelişim süreçlerinde yatar. Türk Aşık geleneği, İslamiyet öncesi Türk ozanlık geleneğinin İslami unsurlarla harmanlanmasıyla oluşmuştur. Başka bir deyişle İslamiyetten önce dahi bu gelenek Türk halkları içerisinde yaşamıştır. Bu gelenek, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada, yüzyıllar içinde şekillenmiştir. Örneğin 11. yüzyılda yaşamış olan Türk ozan Dede Korkut, İslam öncesi Türk ozanlık geleneğinin İslami dönemde de devam ettiğinin bir göstergesidir. Yukarıda da belirtildiği üzere Ermeni Aşuğ geleneği ise daha çok Hıristiyan kültürü içinde şekillenmiştir ve kökenleri Ermeni halk ozanlarına (gusan) dayanmaktadır. Bu gelenek, özellikle 16. yüzyıldan itibaren belirgin bir form kazanmıştır. Yani Türk Aşık Edebiyatına göre çok yenidir. Bu farklı dini ve kültürel bağlamlar, iki geleneğin kullandığı metaforlar, semboller ve referanslar açısından bazı farklılıklar yaratmıştır. Örneğin, Türk Aşık geleneğinde İslami motifler ve Alevi-Bektaşi kültürüne ait unsurlar sıkça görülürken, Ermeni Aşuğ geleneğinde Hıristiyan ikonografi ve sembolleri daha yaygındır. Bu durum, her iki geleneğin de kendi kültürel ve dini kimliklerini korurken, aynı zamanda bölgesel etkileşimlere açık olduklarını göstermektedir.

Aşuğ Sayat Nova'nın Tasviri


Aşuğ Edebiyatının Bazı Önemli İsimleri

  • Nahapet Kuçak (Նահապետ Քուչակ) (16. yüzyıl)

  • Sayat-Nova (Սայաթ-Նովա) (1712-1795)

  • Arakel Baghişetsi (Առաքել Բաղիշեցի) (17. yüzyıl)

  • Jivani (Ջիվանի) (1846-1909)

  • Shirin (Շիրին) (19. yüzyıl)

  • Aşık Gevorg (Աշուղ Գևորգ) (19. yüzyıl sonları - 20. yüzyıl başları)


Ermeni Aşuğ Edebiyat Ekolleri

Aşuğ edebiyatında üç önemli ekolden bahsedilmektedir. Bunlar Tiflis, Aleksandropol (günümüzde Gümrü) ve Erivan ekolleridir. Tiflis Aşuğ Ekolü, 18. ve 19. yüzyıllarda Ermeni Aşuğ geleneğinin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Tiflis'in kozmopolit yapısından beslenen bu ekole mensup Aşuğlar genellikle Ermenice'nin yanı sıra Gürcüce, Azerbaycan Türkçesi ve Farsça gibi dillerde de eserler vermişlerdir. Ekolün en ünlü temsilcisi, 18. yüzyılda yaşamış olan Sayat-Nova'dır. Sayat-Nova'nın eserleri, felsefi düşünceler, ince duygusal ifadeler ve metaforlarla doludur.


Aleksandropol (Gümrü) Aşuğ Ekolü olarak bilinen şehirde gelişmiştir ve daha çok geleneksel Ermeni halk müziği unsurlarını korumaya odaklanmıştır. Bu ekol, yerel motifleri ve Ermeni kültürüne özgü temaları ön plana çıkarmasıyla tanınır. Aleksandropol ekolüne mensup Aşuğlar, genellikle Ermeni dilinde eserler vermiş ve yerel halk hikayelerini, efsaneleri ve tarihsel olayları şiirlerine ve şarkılarına konu etmişlerdir. Bu ekolün önemli temsilcilerinden biri, 19. yüzyılda yaşamış olan Jivani'dir. Jivani'nin eserleri, sosyal adaletsizlikleri ve toplumsal sorunları ele almasıyla bilinir. Aleksandropol ekolü, Ermeni kültürünün korunması ve yaşatılması konusunda önemli bir rol oynamıştır.


Erivan Aşuğ Ekolü ise özellikle 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında önem kazanmış ve modern Ermeni Aşuğ geleneğinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu ekol, Ermenistan'ın başkenti Erivan'ın kültürel ve politik önemini yansıtan temaları işlemiştir. Erivan ekolüne mensup Aşuğlar, geleneksel formları korurken aynı zamanda modern konuları da eserlerine dahil etmişlerdir. Bu ekolün önemli temsilcilerinden biri, 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan Şeram'dır. Şeram'ın eserleri, ulusal kimlik, vatanseverlik ve sosyal değişim temalarını işlemesiyle tanınır. Erivan ekolü, Ermeni ulusal kimliğinin güçlenmesinde ve modern Ermeni edebiyatının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.


Bazı Örnekler:

Aşağıda bazı örnekleri paylaşıyorum. Aşağıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere Türk Aşıklık geleneğinden özellikle icra açısından farklı olduğu görülecektir. Aşağıdaki bu video ise aşuğ geleneğinin en ünlü ismi olan Sayat Nova'nın "Kemençe" adlı eseri. Nova, Azerbaycan Türkçesi de konuşabilen ve bu dilde de eserler vermiş biri. "Kemençe" ise bizim müziğimize çok sonraları "Çırpınırdı Karadeniz" adıyla girmiştir.


Ermenice

Türkçe

Ամէն սազի մէջըն գոված` դուն թամամ տասն իս, քամա՛նչա,

Նաքազ մարդ քիզ չի կանայ տեսնի` դուն նըրա պասն իս, քամա՛նչա,

Ղա՛ստ արա` է՛լ լաւ օրիրուն էդիվըն հասնիս, քամա՛նչա,

Քիզ ինձնից ո՞վ կանայ խըլի` աշուղի բասն իս, քամա՛նչա:


Անգաճըդ էրծաթէն պիտի, գըլուխըդ` ջավահիր քարած,

Կութըդ շիրմայէմէն պիտի, փուրըդ` սադափով նաղշ արած,

Սիմըդ օսկէն քաշած պիտի, էրկաթըդ` փանջարա արած,

Օչով ղիմէթըդ չի գիդի` լալ ու ալմասն իս, քամա՛նչա:


Ճիպոտըդ վարաղնած պիտի` թահր ունենայ հազար ռանգով.

Ձարըդ ռաշի կուդէն պիտի, վուր դուն խօսիս քաղցըր հանգով.

Շատին զարթուն կու լուսացնիս, շատին կու քընեցնիս բանգով.

Անուշահամ գինով լիքըն` դուն օսկէ թասն իս, քամա՛նչա:


Ածողիդ է՛րկու կու շինիս, առաջ չայի, ղափա գ'ուզիս.

Կու մեձըրվիս այվընումըն, պարապ վախտի րափա գ'ուզիս.

Յիփ վիր գուքաս մէջլիսումըն` քաղցըր զող ու սափա գ'ուզիս,

Բոլորքըդ գօզալնիր շարած` մէջլիսի կէսն իս, քամա՛նչա:


Շատ տըխուր սիրտ կու խընդացնիս, կու կըտրիս հիվընդի դողըն,

Յիփ քաղցըր ձայնըդ վիր կ'օնիս` բաց կու'լի հիդըդ խաղողըն.

Խալխին էս իլթիմազն արա` ասին. «Ա՛պրի քու ածողըն»:

Քանի սաղ է Սայաթ-Նովէն, շատ բան կու տեսնիս, քամա՛նչա:

Her telde seni öven, sen her anlamda mükemmelsin, kemençe,

Kötü insan seni görünce hayrete düşer, sen onun karşısındasın, kemençe,

Söz ver, iyi günlerde daha da güzel çalacaksın, kemençe,

Senden beni kim alabilir ki, sen aşuğun rehberisin, kemençe.


Yayının ucu gümüşten olmalı, başın değerli taşlarla süslenmiş,

Gövden mermerden yapılmalı, karnın inci işlemeli,

Simin altından çekilmeli, yayın demirden yapılmalı,

Değerini kimse bilmez, sen lal ve elmassın, kemençe


Yayının yüzeyi varaklanmış, bin bir renkte parıldar,

Tellerin ipekten olmalı, tatlı ezginle konuşursun,

Birçok kişiyi uyanık tutarsın, birçok kişiyi şarkınla uyutursun,

Tatlı şarap dolu altın bir kadesin, kemençe.


Çalanın iki ses çıkarır, birinci çay içerken diğeri kapı arar,

Salonun ortasında dolaşırsın, boş zamanlarında ise şarkı söylersin,

Mecliste tatlı sesinle herkesin gönlünü fethedersin,

Hepsi güzel dizilmiş, meclisin ortasısın, kemençe.


Çok üzgün kalbi güldürürsün, hastanın titremesini kesersin,

Tatlı sesinle mecliste üzüm gibi olgunlaşırsın,

İnsanlardan bu dileği kabul et, desinler ki: "Çalanın çok yaşasın."

Sayat-Nova hayattayken çok şey göreceksin, kemençe.



Aşağıda Sergey Muradyan'ın seslendirdiği Aşuğ Civani'nin 1902'de yazdığı "Yetenekli Dost" adlı eser bulunuyor.


Ermenice

Türkçe

Քանքարավոր ընկեր, ինձ մի նախանձիլ,

Գոյությունըս գաղափարիդ վնաս չէ,

Դու քաղաքացի ես, ես գյուղական ծիլ,

Ւմ բանջարս քու հանճարիդ վնաս չէ։

Ես խըսիր եմ գործում, դու ընտիր գորգեր,

Իզուր ես նեղանում ինձնից, մարդ-ընկեր

Ես եզներ եմ լծել, դու նժույգ ձիեր,

Սայլապանս կառավարիդ վնաս չէ։

Քեզ սրտով հարգում ե, պատվում ՋԻՎԱՆԻՆ,

Դու միամիտ եղիր, գնա քու բանին,

Նա չի կարող հասնել այն աստիճանին,

Խեղճ բլուրս բարձր սարիդ վնաս չէ։


Yetenekli dostum, bana imrenme,

Varlığım fikrine zarar vermez,

Sen şehirlisin, ben köylü bir filiz,

Benim sebzem senin dehanı zedelemez.


Ben hasır örüyorum, sen seçkin halılar,

Boşuna kızıyorsun bana, insan dostum,

Ben öküzleri koşuyorum, sen asil atları,

Benim arabacım senin sürücüne engel değil.


Seni yürekten saygı ve hürmetle anıyor Civani,

Sen gönül rahatlığıyla işine git,

O senin seviyene asla erişemez,

Benim zavallı tepem senin yüce dağına zarar vermez.

Bugün Ermenistan'da bu geleneği yaşatmak için topluluklar bulunmaktadır. "Sayat-Nova Aşuğ Topluluğu" bunlardan biridir. Ermenistan'da, aşuğ geleneğini yaşatmak ve tanıtmak amacıyla kurulmuş bir müzik grubu olarak bilinir. Aşağıda Aşuğ Andranik sözü ve müziği kendisine ait bir eser bulunuyor. Aşuğ Andranik, Ermenistan'da tanınmış bir aşuğdur ve geleneksel Ermeni halk müziği icracısı olarak bilinir. Şarkı, aşuğların karakteristik tarzında, yani halk şiiri ve müziği harmanlanarak oluşturulmuştur.


Ermenicesi

Türkçesi

Ծաղկած դաշտում դարձյալ տեսա իմ յարին,

Իմ աննման,իմ գեղանի մարալին,

Վարդ էր բացվել մեր սիրո ճանապարհին,

Դրախտի մեջ շողշողում է իմ փերին։


Կրկ․՝ (x2)

Դրախտի ալվան ծաղիկ է իմ փերին,

Անմահական նեկտար ունի շուրթերին։


Անցնում էի ծաղկադալար պուրակով,

Սիրտս լցված նրա սիրո կրակով,

Հնդստանը թեկուզ ման գաս ճրագով,

Միևնույն է աննման է իմ փերին։


Դրախտի ալվան ծաղիկ է իմ փերին,

Անմահական նեկտար ունի շուրթերին։


Աշուղ Անդրանիկն եմ՝միտքս վարարուն,

Յարիս սերը սրտիս խորքում մարմարում,

Ով յար չունի խեղճ ու մոլոր անճար է,

Իր աշուղով երջանիկ է իմ փերին։


Դրախտի ալվան ծաղիկ է իմ փերին, Անմահական նեկտար ունի շուրթերին։

Çiçek açmış tarlada yine yârimi gördüm,

Eşsiz, güzel ceylanımı,

Aşk yolumuzda bir gül açmıştı,

Cennetin içinde parıldıyor perim.


Nakarat: (x2)

Cennetin al renkli çiçeğidir perim,

Ölümsüz nektar var dudaklarında.


Çiçekli bahçede geçiyordum,

Kalbim onun aşkının ateşiyle dolu,

Hindistan'ı fenerle arasan bile,

Yine de eşsizdir perim.


Cennetin al renkli çiçeğidir perim, Ölümsüz nektar var dudaklarında.


Aşuğ Andranik'im, düşüncelerim taşkın,

Yârimin aşkı kalbimde yanıyor,

Yâri olmayan zavallı ve şaşkındır,

Perim, aşuğu ile mutludur.


Cennetin al renkli çiçeğidir perim, Ölümsüz nektar var dudaklarında.


Comments


IMG_3253.JPG

Merhaba!

Eğer yazılarla ilgili bir görüşünüz veya yorumunuz varsa aşağıdaki yorum kutucuğuna yorumunuzu bırakabilir veya iletişim bölümünden benimle temasa geçebilirsiniz.  Son olarak burada yayınlanan yazıların tamamı şahsi görüşlerim olup hiçbir kurumu veya kuruluşu bağlamadığını hatırlatmak isterim.

İyi okumalar dilerim.

bottom of page